"BAŞBAKAN KADIN BEDENİ ÜZERİNDEN POLİTİKA YAPIYOR"

Başbakan Erdoğan'ın "Kürtaj cinayettir, her kürtaj bir Uludere'dir" sözlerine değinen Eğitim Sen Şube Kadın Sekreteri Melek Varol, "Başbakan bir kez daha kadın bedeni üzerinden politika yapmakta ve insanların acılarını malzeme olarak kullanmaktadır" dedi.


“BAŞBAKAN KADIN BEDENİ ÜZERİNDEN POLİTİKA YAPIYOR”

Başbakan Erdoğan’ın “Kürtaj cinayettir, her kürtaj bir Uludere’dir” sözlerine değinen Eğitim Sen Şube Kadın Sekreteri Melek Varol, “Başbakan bir kez daha kadın bedeni üzerinden politika yapmakta ve insanların acılarını malzeme olarak kullanmaktadır” dedi.   KESK Dönem Sözcülüğü Ve Kadın Girişimciliği adına Eğitim Sen Şube Kadın Sekreteri Melek Varol, Başbakan Erdoğan’ın kürtaj ve sezaryenle ilgili sözlerini değerlendirdi.   Varol, “Geçen haftayı toplumun aydınlık yüzü olan öğretmenleri itibarsızlaştırmakla geçiren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, şimdide “Kürtaj cinayettir, her kürtaj bir Uludere’dir.” ve “sezeryanla doğuma karşıyım” buyurdular. Aile bakanı Fatma Şahin Başbakanın sözlerinin bilimsel olduğunu söylüyor, Sağlık Bakanı Akdağ da sezaryene karşı bir eylem planı hazırlıyor. Devlet ağzından çoğalmamız gerektiği ilan ediliyor. Çoğalmaya karşı olanlar suçlu ilan ediliyor. Kürtaj cinayettir, yasaklanmalıdır diyen Başbakan ve bunu bilimsel bulan Şahin’e önce bilimsel olanın ne olduğu konusunda bir iki bilgi vermemiz gerekiyor. Kürtaj istenmeyen gebeliği sonlandırmaktır. Anne ve babanın birlikte kararı ile bir doktor tarafından gerçekleştirilir. Gebelikte veya doğum sırasında annenin hayatının tehlikeye girdiği durumlar, ekonomik durumlar ve kadının tecavüze uğradığı durumlar gibi özel ve zorunlu haller kürtajı gerekli ve zorunlu kılmaktadır” dedi.   KÜRTAJ KADIN MÜCADELESİ İÇİN ÖNEMLİ Kürtajın, kadın mücadelesi açısından da kuşkusuz daha derin anlamları olduğunu kaydeden Melek Varol, “Kadın hakları için mücadele veren kadın yoldaşlarımızın yıllarca mücadele ederek kazandığı kürtaj ve doğum kontrolü hakkı kadının kendi bedeni üzerinde söz sahibi olabilmesinin somut göstergelerinden birini oluştururken, üreme hakkının da temel koşullarından birisi olma özelliğini saklı tutuyor. Yine, annenin fiziksel durumu, kalp, damar hastalıkları, doğum öncesi çocuğun rahatsızlığı, büyüklüğü gibi durumlar sezaryeni de zorunlu kılar. Kürtajın yasaklanması durumunda, açlık sınırının altında, yoksulluğun kol gezdiği ülkemizde bu açlığa ortak binlerce sakat, sağlıksız çocuğun dünyaya gelmesi demektir. Ayrıca kadına karşı şiddet, taciz, tecavüz ve kadın cinayetlerinin en çok arttığı bu iktidar döneminde kadının tecavüzcüsüyle evlenmesi anlamına da gelir ki, insanlık tarihi boyunca süregelen kadın doğurganlığını denetleme ve beden sömürüsünü meşrulaştırma amacı taşıyan söylemlerinize yüzyıllardır direnen ve mücadele veren biz kadınların kabul edebileceği bir şey değildir” dedi.   SAVCI BAŞBAKANIN SÖZLERİNİ TAKİBE ALMALI Başbakanın sözlerini savcılığın takibe alması gerektiğini vurgulayan Varol, “Bununla birlikte Başbakanın “Her kürtaj bir cinayettir, ve her kürtaj bir Uludere’dir” sözü savcının takibe alması gereken bir ihbar ve itiraf niteliği de taşımaktadır. Başbakan bir kez daha kadın bedeni üzerinden politika yapmakta ve insanların acılarını malzeme olarak kullanmaktadır. Uludere ‘de yani roboski’de yaşananların devlet tarafından işlenen planlı ve hedefli bir cinayet olduğunu da söylemiş olmaktadır. Sezaryenle doğum, AKP iktidarı döneminde artmış, had safhaya ulaşmıştır. Bundan kadınlar, doktorlar ve sağlık emekçileri sorumlu tutulamaz. Çünkü Sağlıkta özelleştirme, SGSS, ilaca katkı payı, mantar gibi çoğalan özel hastaneler, döner sermaye gibi uygulamalarla sezaryen bir kazanç kapısı haline getirilmiştir. Ayrıca doktorundan hizmetlisine sağlık emekçilerinin emeğinin karşılığını almaması da bu ve benzeri uygulamaları artırmaktadır. Ailelerin medyatik rol modelleri de sezaryen sayısını artıran bir diğer etkendir. Çocuğun hangi burçta, hangi saatte doğacağı ile ilgili sezaryen saati anlaşmaları birçok riske mal olmaktadır. Şimdi devlete düşen görev, kadın bedeni üzerinden kendi yarattıkları sorunları halkın ve emekçilerin suçuymuş gibi yansıtmak değil, bu sorunları ortadan kaldırmaktır” dedi.   KİM NAMUSLU? KİM AHLAKLI? KİM KATİL? Bu ülkede, ülkenin Başbakanı Sivas davası sonrası “hayırlı olsun” demekle yetindiğini söyleyen Melek Varol, “13 yaşında bir kız çocuğu olan N.Ç. aralarında devlet görevlilerinin de bulunduğu 26 kişinin tecavüzüne uğrayıp mahkeme tarafından hakkında kendi rızasıyla yapmıştır diye akıllara ziyan bir karar almıştır. Tecavüzcüleri dışarıda dolanmaktadır. Hemen hemen her gün bir kadın bir çocuk bir doktor bir öğretmen toplumsal şiddet veya devlet şiddetine maruz kalırken; Siirt’te 4 kız çocuğu, aralarında yerel politikacıların ve devlet görevlilerinin de olduğu 35 kişinin tecavüzüne uğrarken, Öğretmen Metin Lokumcu’nun ölümünü protesto ettiği için Dilşat Aktaş “kız mıdır kadın mıdır” diye hitap edilip, polisler tarafından kalçası kırılırken, Ülkemizde zaten 5,5 milyon çocuk gelin varken ve 4+4+4 yasasıyla çocuk gelin olma durumunun önü açılırken 100 bin kadına eğitim, bakım, istihdam ve güvence sağlamak yerine devlet tarafından vesika verilirken Kuşkusuz AKP, bu popülist açıklamaları ile kendi muhafazakar tabanına dönük oynasa da başbakanın her defasında dile getirdiği “En az 3 çocuk” sözleri ve son olarak da kürtajın cinayet olduğunu açıklamaları kadının bedeni üzerindeki baskı mekanizmalarını güçlendirirken aynı zamanda ucuz işgücü yaratmanın temelini ailede; kaynağını ise kadında görüyor. Kim namuslu? Kim ahlaklı? Kim katil?” dedi.   ÜCRETSİZ KÜRTAJ HAKKININ GÜVENCE ALTINA ALINMASI GEREKİR “Kadın bedenini değil özel hastaneleri, her şeyi sattığınız özel sermayeyi denetleyin, onlara yaptırım uygulayın” diyen Melek Varol sözlerin şöyle tamamladı: “Ülkemizde doğum kontrol yöntemleri oldukça pahalıdır, ucuz yöntemler ise kadınların sağlık hakkını ve yaşama hakkını riske atmaktadır. Kadınlarımızın daha yüksek standartlarda doğum kontrol yöntemlerine ücretsiz ve kolay erişiminin sağlanması gerekir, sağlıklı ve nitelikli koşullarda ücretsiz kürtaj hakkının güvence altına alınması gerekir. Kadınlar AKP Hükümetinin sağlık reformları ve aile hekimleri yüzünden doğum kontrol yöntemlerine ulaşamamaktadır. Bunları yapması gereken Başbakan, 'Kürtaj cinayettir, sezaryene karşıyım' diyerek açıkça devletin pozitif yükümlülüklerini tanımamakta, kadına karşı ayrımcılık yapmakta, bedenimiz üzerinde egemenlik kurmaya çalışmaktadır.  Başbakanı derhal kadınlardan özür dilemeye, temel haklarına karşı mütecaviz söylemler yerine kadın cinayetlerini bir an evvel durdurmak için harekete geçmeye çağırıyoruz. Başbakan hem Uludere (roboski) cinayetinden hem de sistematik kadın cinayetlerinden sorumludur, bedenlerimizden değil."  Başbakan elini, dilini bedenimizden çek!  Emeğimiz, bedenimiz, kimliğimiz bizimdir.”  

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.