ATATÜRK'Ü 'FARKETMEK'

Cumartesi Cumhuriyet Bayramı...Cumhuriyetimiz 88 yılı geride bırakıyor. Birçok badire atlattık, atlatmaya devam ediyoruz ve atılan temellerin sağlamlığı sayesinde uygar dünyada varlığımızı ve etkinliğimizi devam ettiriyoruz.

ATATÜRK'Ü 'FARKETMEK'

ATATÜRK'Ü 'FARKETMEK'   

Cumartesi Cumhuriyet Bayramı... Cumhuriyetimiz 88 yılı geride bırakıyor. Birçok badire atlattık, atlatmaya devam ediyoruz ve atılan temellerin sağlamlığı sayesinde uygar dünyada varlığımızı ve etkinliğimizi devam ettiriyoruz. **   İnsan en değerli varlıklarını, kendisi için en önemli olan şeyleri yanı başında da olsa çoğu zaman ‘fark etmez’. Onun varlığını bilmekten doğan bir rahatlıktır bu aynı zamanda. Onun hep yanımızda olduğunu bilmek, rahatlatır bizi, algılarımızı düzleştirir, tehlikeleri görünmez kılar, sorgulama-araştırma dürtüsünü yok eder. Bakmak ile görmek arasındaki ayrım gibidir. ‘Farketmek’ gerekir. **   Çocukluğumuzdan beri Atatürk yanı başımızda... Dünyayı algılamaya, izlemeye başladığımız ilk günlerde gördüğümüz resimlerden biri, onun resmiydi. Kendi evimizde veya başka bir evde ya da dışarıda bir dükkanda, caddede bir afişte.   Okulda herkesten çok onu gördük... Her sınıfta, her koridorda o karşıladı bizi. Okul bahçesinde büstüyle göz göze geldik defalarca. On Kasımlarda komşu bahçeden çiçek koparıp büstünün çevresine sıralamak görevlerimizden biriydi. Saat 9’u beş geçe, çantamız yerde, paltomuz çantamızın üstünde, gözlerimiz bayrakta, soğuktan titreyerek saygı duruşunda bulunurduk.   Her sabah “açtığı yolda, gösterdiği hedefe, hiç durmadan yürüyeceğimize” ant içtik...   Her 23 Nisan’da neşe dolduk, birilerine kızdığımızda hemen 10. Yıl Marşını okuduk... Her 19 Mayıs’ta renkli kartonlar tuttuk stadyumlarda, 30 Ağustoslarda “zafer tatili” yaptık... Her 10 Ekim’de Manisa Garı’nda trenden inen maketini karşıladık... **   Ne yaparsak onun için yapıyorduk, onun gösterdiği hedeflere, “muasır medeniyet” seviyelerine ulaşmak için... Herkes böylesine Atatürkçü iken, onun koyduğu hedeflerden ve onun anlayışından nasıl bu kadar hızla uzaklaşıyorduk, büyüyünce anladık. Büyüyünce ve okuyunca... **   O kadar çok onunla büyüttüler ki bizi, onu ‘farketmemizi’ engellediler. Gerçekten tanımamızı... Öğrenmemizi... Önce sevip sonra tanımamızı istediler. Oysa ben tanıdıkça daha çok sevdim Atatürk’ü... Öğrenince daha çok hayranlık duydum Mustafa Kemal’e... **   Gerekli gereksiz birçok şey yüklendi beynimize. Oysa yurdumuzun, cumhuriyetimizin yüklemi değil öznesidir Mustafa Kemal... Ne kadar gizlemeye kalksalar en fazla gizli özne yapabilirler onu, silemezler kurtuluş cümlemizden, cümlemizin gönlünden... **   Atatürk’ün geçen yüzyılda ve hala dünyanın en etkin, en kalıcı liderlerden biri olduğunu fark edebilmek için onun yaşadığı yıllara ve coğrafyaya sadece bir göz atmak bile yeterlidir. Atatürk, dünyada faşizmin ve komünizmin dalga dalga yükseldiği, dünyanın çoğunluğunu kasıp kavurduğu dönemde, bir imparatorluğun külleri üzerinde demokratik bir cumhuriyeti inşa etme cesareti ve başarısını göstermiş bir liderdir. Onun yaşadığı zaman dilimi veya hemen sonrasına bakarsak bunu daha net görürüz. **   Yugoslavya’nın kurucusu ve büyük lideri Tito, ülkesini tam 35 yıl yönetti. Şimdi bu ülkenin yerinde yeller esiyor, içinden 6 ayrı ülke ve 2 özerk cumhuriyet çıktı!   Atatürk’ün çağdaşı Stalin 31 yıl Sovyetlerin lideriydi. Şimdi Sovyetler Birliği kalmadığı gibi, Stalin’in doğduğu kentteki heykelini bile geçen yıl sessiz sedasız kaldırıverdiler!   Yine Atatürk’ün çağdaşı Mussolini İtalya’yı 23 yıl faşizmle yönetti. Sonuç? Halkı tarafından öldürülüp bir meydanda cesedi baş aşağı sallandırıldı!   Hitler’i biliyorsunuz... Koca bir halkı peşinden sürükleyip dünyayı kana buladıktan sonra intihar ederek çekip gitti bu dünyadan...   Franko İspanya’yı 36 yıl yönetti, ülkenin kendini tekrar toparlaması epey vakit aldı... **   Batıda böylesine antidemokratik yönetimler varken Atatürk Cumhuriyeti demokrasi yolculuğundan vazgeçmedi. 20. yüzyılın birçok devlet adamı, itibar kaybına uğrarken Mustafa Kemal ismi hep saygı ve gıptayla anıldı. O 15 yılda öyle sağlam temeller attı ki bu ülkenin geleceği için, bırakın yabancıları, biz kendimiz uğraşıyoruz yine de sarsamıyoruz o sağlam binayı...   En önemli noktalardan biri şudur ki, Atatürk yaptıklarını, Batı coğrafyasında değil, Ortadoğu coğrafyasında yapmıştır! Kaddafi’nin 42 yıl... Mübarek’in 30 yıl... Esad’ın 30 yıl... Saddam’ın 24 yıl halklarını inim inim inlettiği, suud krallarının, petrol prenslerinin, arap şeyhlerinin kendi zenginlikleri için her türlü antidemokratik yapıyı benimsedikleri bir coğrafyada, Mustafa Kemal bir devrim yapmıştır! Ama asıl devrimini tamamlayamamıştır. O da zihniyet devrimidir! Onun yapmak istediği, zihniyetimizi, dünyaya bakışımızı, anlayışımızı değiştirmekti. Eğer o devrimi gerçekleştirebilmiş olsaydık, trenden inen Atatürk maketlerini karşılamaz, bayramlarımızı yalnızca tatil olarak görmez, demokrasiyi salt sandığa indirgemez, rotası doğuya çevrilmiş bir geminin içinde “batıya gidiyoruz” çığlıkları atmazdık! **   Dünyada başka hangi lider vardır ki, savaş kazandığı ülkenin başbakanı tarafından Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilsin?   1919-1922 yıllarında Batı Anadolu’yu işgal eden Yunanistan’ın başbakanı Venizelos’tu. Aynı Venizelos 1934 yılında Norveç’in başkenti Oslo’da bulunan Nobel Ödülü Komitesi Başkanlığı’na sonu “ Yunan Hükümet Başkanı sıfatı ile ben Mustafa Kemal Paşa’yı Yüksek Nobel Barış Ödülü için aday göstermekle şeref kazanırım” diye biten 3 sayfalık bir mektup göndermiştir. **   Atatürk tüm dünya liderleri içinde bir ışık gibi parlamaktadır. Kurduğu cumhuriyet kutlu olsun!   Asım Uslu 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.